NEDEN BLOG YAZARIZ? NEDEN BLOG YAZMALIYIZ?

 

Türkiye'de işletmelerimiz blog yazma konusunda oldukça büyük bir istek duymakta fakat iş blog içeriği üretmeye geldiği zaman genellikle bazı klişe sözlerle neden blog yazma noktasında sıkıntılar yaşadıklarını belirtmektedirler.

Mesela:

"İşlerim çok yoğun"

"şirket sırlarımızın teknik yanları bulunmakta, eğer yazı yazarsak bunları ifşa etmiş oluruz"

"Daha geçen yıl yazdım (?)"

"Daha geçen ay yazmıştım (?)"

"Sekreteryamıza görev vermiştim, ilgilenmemişler"

"Ya aslında haklısınız bizim eksikliğimiz" (2 kahve sonra sohbet esnasında)

Halbuki kurumsal bir işletme normal şartlarda hiç bir klişeyi kullanmadan sürekli olarak blog içeriği üretmek zorundadır. Bakın yapsa iyi olur diyemiyoruz; "zorundadır".

Çünkü 2019 yılı sosyal medya istatistiklerine baktığımızda,2019 yılı içerisinde bloglarını sürekli güncel tutan firmaların site trafiklerinde  %67'lik bir artış yakalayabildiklerini görmekteyiz.

Buna ek olarak düzenli (ve anlamlı) blog içeriği üreten firma sitelerinin dünya ortalamalarında %97 daha fazla harici link aldığı tespit edilmiştir. Bu durum bunu başaran firmaların SEO ve hatta SEM performanslarını doğrudan etkileyecektir.

 

BLOG İÇERİĞİNİ HANGİ SEBEPLERDEN YAZARIZ? 

 

Bu noktada kendimize şunu sormalıyız; bir insan ya da firma neden blog içeriği üretir ya da neden blog içeriği üretmelidir?

Bize sorarsanız bunun belli başlı iki nedeni var. 

Birinci sebep blog içeriği üretmek geçim kaynağı yaratmak adına yani para kazanmak adına yapılan bir iştir. Üretilen içerik, üreten kişileri ya da firmaları yazı yazdıkları - görsel - video hazırladıkları konuda düşünce lideri pozisyonuna taşır. 

Peki düşünce lideri olmak ne demektir?. 

Düşünce liderliği insanların sizin dedikleriniz doğrultusunda onları harekete geçirecek bilişsel bir kaldıraçtır (Örnek: Youtube - Twitter - İnstagram fenomenleri).

Harekete geçirebilme kapasitesi, harekete geçirebilen  kişilere ya da kurumlara fikirleri için yarattıkları trafik üzerinden sponsorluk ya da reklam geliri getirir.

İkinci sebep ise özellikle işletmeleri ilgilendirir. İşletmeler de ilk örnekte ağırlıklı şekilde kişiler üzerinde olduğu gibi kurumunuzu ürün ya da hizmet temelinde düşünce lideri yapabilir. Fakat bu noktada şunu samimiyet ile belirtmek gerekir ki bunu başarabilen kurum sayısı çok ama çok azdır. 

Bunun sebeplerinden bir tanesi firmaların sektör başlıklarıyla ilgili olabilir. Ne yazık ki bazı sektörlerde düşünce lideri olmak sektör gereği mümkün görünmeyebilir (Tabi imkansız diye bir şey yoktur; biz de bu yüzden buradayız :) ). Özellikle dünya literatüründe bu konu "Lead Generation" terimi ile tarif edilir. Yani bir anlamda "Inbound Marketing" terminolojisi içerisinde etkile - iletişimi içselleştir - dönüştür döngüsü yaratılabilmelidir. 

 

BLOG İÇERİĞİ NASIL YAZILMAZ?

 

Doğal olarak asıl işi bu süreçleri yönetmek olmayan firmalar da bu süreçleri yönetememektedir. Hatta özellikle bazı genel geçer fikirlerin özellikle bütünüyle hatalı olduğunu belirtmeliyiz. Bunun ilk sebebi blog'un neden yazıldığı ya da yazılması gerektiği konusunda sahip olunan hatalı algıdır.

 

Blog yazarken dikkat edilmesi gereken ilk kural şudur; blog yapınızın ana felsefesi bir problemin çözümüne yardım etmek olmalıdır. Blog içerisinde bir firmanın kendi reklamını yapması yapılabilecek en büyük hatadır. Evet firmalar kendi iç dünyaları hakkında haber verirler fakat bu haberler bile mutlaka hangi hizmet ya da ürün yapısının geliştirileceği konusunda bilgiyi bulundurmalıdır. 

 

Mesela diyelim ki sizin bir sigorta firmanız var ve blogunuzun içerisine "biz araç sigortalıyoruz" ana fikrini işleyen 300 kelimelik basit bir içerik girdiniz. Fakat bir problemi çözmediniz, bir öneri getirmediniz, sektör püf noktalarından bahsetmediniz ve sadece temel düzeyde şundan bahsettiniz:  "biz aracınızı sigortalıyoruz.."

 

Kimse kusura bakmasın fakat bu tip bir blog içeriği üretmek dünya üzerinde hiçbir firmayı Google ya da başkaca bir arama motorunda ilk 20 içerisinde gösterebilecek bir etki yaratmaz ve yaratmayacaktır.

 

Bir firma blog içeriği üretirken öncelikle kullanacağı anahtar kelimeleri belirlemelidir. Bu nadiren yapılmaktadır ve bu işlem gerçekleştirilirken de ikinci hata yapılır. Firma sahipleri çoğunlukla en rekabetçi anahtar kelimeleri seçerler ve asıl araştırmanın rekabeti düşük kelimeler üzerine yoğunlaşması gerektiğini görmezler.

 

Diğer bir nokta ise hedef grup belirlemeden yazıların hazırlanması problemidir. Biz eğer Google içerisinde kendimize niche bir alan bulmak istiyorsak mutlaka ama mutlaka kendimize bir odak yaratmalıyız.

 

Yani yapılması gereken şunun tam tersidir:

 

a) yüksek rekabetli - moda bir kelime bulayım ve ona odaklanayım

b) optimize etmemiş olabilirim ama yazımı hemen paylaşayım

c) blog yazımı yükledikten sonra her iki saatte bir site pozisyonuma bakarak sitemin ne kadar geliştiğini kontrol edeyim (Genellikle tek yazı için 3 ay bakılır..)

 

BLOG İÇERİĞİMİ NASIL HAZIRLAMALIYIM?

 

Öncelikle Google nedir onu çok iyi anlamamız gerekir. Google bağlantı protokolü üzerinden kurulmuş bir sistemdir. Yani Google ürettiğiniz her içeriğin delilini başka yapıların onu örneklemesi üzerinden delillendirir.

 

Dolayısıyla yazdıklarınızı hem kendi sitenizin içerisinde hem de başkaca kaynaklar üzerinden link vererek "delillendirebilmeniz" gerekmektedir. Ülkemizde pek rastlanmasa da yurt dışındaki sitelerin rakiplerine bile link vererek hem özgüven gösterdiğini hem de Google seo mekanizmalarını (rakibinin reklamını yapmak pahasına) daha verimli kullandıklarını görmeliyiz.

 

(Bu bizim ilk blog yazımız olduğundan iç link kullanmamış olmamız sizi şaşırtmasın)

 

Blog yazmaya karar verdiğinizde mutlaka kendinize bir hedef koyun ve bu hedefi kontrol edebileceğiniz, sizi uyaracak bir mekanizma da geliştirin. Bu mekanizmalar telefonunuzun ya da saatinizin bile içerisinde bulunmakta ;)

 

Ardından yazınızı yazmaya başlamadan önce anahtar kelime araştırmanızı yapın. Ardından içeriğinizin doygun olması adına gerekiyorsa okuma yapın ya da insanlar ile konuşun. 

 

Site içi linklerinizi mutlaka kullanın ve Google'a "ben konuştuğum konular hakkında süreklilik gösteriyorum" diyebilin (emin olun hemen anlayacaktır).

 

Site dışı linklerinizi kullanarak Google robotlarına "seni kandırmaya çalışmıyorum; içeriğimin gerçek dünyadaki referans noktalarında geçerliliği bulunmaktadır" diyebilin.

 

Müşteri portföyünüz için mail listelerinizi oluşturun. Onları site RSS'inizi kullanmaya teşvik edin.

 

Zaman içerisinde bilgilerinizi tekrar derleyin ve müşterileriniz (ya da sadece takipçileriniz için) bedava deneme sürümleri geliştirin. Ücretsiz e - kitapçıkları oluşturun. Ya da yazılarınızla ilgilenen bir kişi ile karşılaştığınızda konunuzla ilgili ücretsiz danışmanlık önererek gerçek dünyada efor sarf edebilmek için anlamlı bir tabanınız olduğunu ispatlayın.

 

Unutmayın; dünya çok gelişti fakat metropol hayatı insanın yetişme hızına oranla çok daha hızlı. Biz insanlar her problemi tek başımıza çözebilecek durumda değiliz. Dolayısıyla müşterileriniz de sizlerden onlar için çözüm üretmenizi bekliyor. 

 

O çözümü onlar için rakibiniz üreteceğine, siz üretin :)

 

Hazırlayan: 

Dr. Barış Tunçbilek 

Tunçbilek Reklam Dijital Strateji Yöneticisi

 

 

Uyarı: Blogumuz içerisinde yayınlanan özgün içerik; 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve FSEK ‘nun 71. maddesi tarafından gerek cezai gerekse hukuki yönden Tunçbilek Reklam Ltd Şti. adına korunmaktadır. İzin almadan ve kaynak belirtilmeden kullanılamaz.